11 Temmuz 2011 Pazartesi

2011- TASARRUFUN İPTALİ DAVASI

I-GENEL OLARAK

Tasarrufun iptali davası, borçlunun üçüncü kişilerle yaptığı, temelde mal kaçırma amacı güdüp alacaklıya zarar vermek kastıyla yapılan hukuki işlem­lerin iptali için, alacaklı tarafından açılan davadır.

Alacaklı davayı kazanırsa, mal üçüncü kişi elinde iken satılır ve alacaklı alacağını malın bedelinden alır.

İptal davasının hem icra hukukunda hem de iflas hukukunda açılması mümkündür.

İptal davası aynî bir dava değil, şahsi bir davadır. Bu davanın amacı ma­lın mülkiyetini borçluya geri getirmek değil, alacaklının, malı sanki borçlununmuş gibi üçüncü kişinin elinde sattırıp alacağını almaktır. Mal üçüncü kişinin elinden çıkmış ise, davanın konusunu üçüncü kişinin malın değeri oranında tazminata mahkum edilmesi teşkil eder. Ancak iptal davası üzerine, üçüncü kişi de malvarlığında ortaya çıkacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada talep edebilir. Fakat hakim iptal davası ile bu davayı ayırarak da, davaya bakabilir.

İptal davası, malı bu üçüncü kişiden almış olan diğer iyi niyetli kişilerin haklarını ihlal etmez; onların kazanımı geçerlidir. Yani dava iyiniyetli 4. Kişiye karşı açılamaz. Ancak 4. Kişi kötüniyetli ise ancak bu dava ona karşıda açılabilir[1].

İflastaki iptal davasında lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi ölmüş ise, iptal davası onun mirasçılarına karşı açılır.

İptal davasının maddi hukuktaki butlan ve muvazaa davasından fakları ise şunlardır:

- İptal davası hukuken geçerli bir işleme karşı açılır, oysa butlan ve mu­vazaa davaları hukuken geçersiz bir işleme karşı açılır.

- İptal davasında malın mülkiyetinin el değiştirmesi amaçlanmaz, (mül­kiyet 3. kişide kalmaya devam eder) oysa davalarında malın mülkiyetinin el değiştirmesi amaçlanır (mülkiyet borçluya geçer).

- İptal davası 5 yıllık bir hak düşürücü[2] süreye tâbidir[3], oysa butlan ve muvazaa davaları hak düşürücü süreye tabi değildir[4].

- İptal davası açan alacaklının, davayı açarken borç ödemeden aciz belgesi ibraz etmesi gerekir(özel dava şartı), oysa butlan ve muvazaa davalarında böy­le bir şart söz konusu değildir.

II- İPTALE TABİ İŞLEMLER

Kanun iptale tabi işlemleri üç grup altında düzenlemiştir.

1) Bunlardan birincisi ivazsız tasarruflar (karşılıksız kazandırmalar), ya­ni bağışlardır. Buna göre mutad (alışılmış) hediyeler hariç olmak üzere, ha­cizden veya iflasın açılmasından geriye doğru son 2 yıl içinde yapılan bağış­lar iptale tâbidir.

Örnek; Geriye doğru iki yıl içindeki tasarruflar iptale tabidir. Yani en geç ; 28.04.2009

İflas tarihi (28.04.2011) .

Bu davanın açılabileceği hak düşürücü süre 5 yıldır.

Yani en geç bu dava 28.04.2014. Bu hak düşürücü sürenin başlama tarihi ise tasarufun yapıldığı tarih olup iflas tarihi değildir. Yani hak düşürücü süre 28.04. 2009 tarihinde biter. Ancak tasarruf mesela 28.04.2010 yılında yapılırsa hak düşürücü süre bu sefer 28.04.2015 yılında biter. Bu konuda aşağıda yeniden anlatılmıştır.

Hatta borçlunun yaptığı bazı işlemeler karşılıklı olsa bile bağış sayılmıştır:

-Karı koca ve üçüncü derece kan ve sıhrî hısımlar, evlatlık ile evlat edi­nen arasında yapılan karşılıklı işlemler bağış hükmündedir.

-Borçlunun kendisine veya üçüncü kişi yararına, kaydı hayat şartı ile irat, ölünceye kadar bakma sözleşmesi veya intifa hakkı kurduğu sözleşme­ler iptale tâbidir.

-Borçlunun verdiği şeyin sözleşmenin yapıldığı sıradaki değeri ile ivaz ola­rak kabul ettiği şey arasında orantısızlık bulunduğu sözleşmeler iptale tâbidir.

2) İkinci olarak, borçlunun aciz halinde[5] yaptığı bazı işlemler hacizden
veya iflasın açılmasından geriye doğruya son 1 yıl içinde yapılmış olması
şartıyla iptale tabidir. Bunlar ise:

- Para ve alışılmış ödeme vasıtaları dışında yapılan ödemeler

- Vadesi gelmemiş bir borç için yapılan ödemeler

- Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler

- Borçlunun teminat göstermeyi daha önce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere, borçlu tarafından mevcut bir borcu temin etmek için verilen rehinler

Ancak burada, bu tasarruflardan yararlanan üçüncü kişi, borçlunun aciz halinde olduğunu bilmediğini ispat ederse iptal davası reddedilir. Yani bura­da ispat yükü üçüncü kişiye yüklenmiştir.

3) Üçüncü olarak, borçlunun son 5 yıl içinde alacaklıya zarar verme kas­tıyla yapılan hileli işlemler, alacaklı tarafından ispat edildiği takdirde iptale tâbidir.

Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler iptale tabidir. Bu tür İşlemlerin İptal edilebilmesi için:

1-Borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunması gerekir.

İspat Kolaylığı Getiren Karineler;

-Borçlu ile tasarruf yapan 3. kişi, borçlunun karı veya kocası[6], usul veya füruu İle üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sihri hısımları, evlat edinenin veya evlatlığı İse borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği kabul edilir[7].

-Ticari işletmelerde ticari işletmelerin tamamını alan[8][9]

2- Alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan işlemlerin iptal edilebilmesi için, iptale tabi bu işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren, beş yıl içinde, borçlu aleyhine haciz veya İflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır.

3-Tasarrufun alacaklılarına zarar verme kastı ile yapılmış olduğunun davacı alacaklı veya iflas idaresi tarafından ispat edilmiş olması gerekir.

28.04.2011 tarihinde zarar verme kastı ile bir işlem yapıldı.

28.04. 2013 tarihinde iflas veya haciz yolu ile takip yapıldı.

Bu davada hak düşürücü süre 28.04. 2016 tarihidir. Dikkat edilirse bu süre hem hak düşürücü süre hem de haciz ve iflas yolu ile takibin yapılması gereken sürenin son günüdür. Dolayısıyla bu iki süre birbiri ile örtüşmektedir denilebilir.

Bu işlemlerin iptale tâbi olabilmesi için borçlu ile işlem yapmış olduğu üçüncü kişinin, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu bilerek alacaklıla­ra zarar verme kastıyla yapmış olması gerekir. Bunun ispatı alacaklıya aittir. Bu adeta torba bir hükümdür. Diğer ikisine girmeyen her şey buraya sokulabilmesi mümkündür.

Mesela bir kimse arkadaşı olan bir polis memuruna 400 bin Tl’lik evini alacaklılardan mal kaçırmak için tapuda satış göstermek suretiyle evi onun üzerine hiç bedel almadan geçirdiğini düşünün. Ancak tapuda satış olarak gösterildiği ve bedelde ödenmiş gibi yapıldığı için ivazsız tasarruf yoluna gidemiyor olabilirsiniz[10]. Ancak bir polis memurunun normal bir polis maaşı ile 400 bin tl lik evi alması hayatın olağan akışına aykırıdır. O nedenle polis memuru eğer bu evi nasıl aldığını açıklayamaz ise bu tasarruf alacaklılara zarar verme kastından dolayı iptal edilebilir. Bu açıklamayı nasıl yapabilir; polis memuru bunun kendisine miras kalan başka malları satarak aldığını söylüyor ise bunu ispat edebilir, eğer polis memuru piyangodan para çıktığını söylüyor ise bunu ispat etmek zorunda kalabilir, yani polis memuru her türlü delil ile hakimde bu evi kendi parasıyla satın aldığını ispat etmek zorundadır. aksi halde o ev iptale tabi bir tasarruf halinde gelebilir Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler iptale tabidir. Bu tür İşlemlerin İptal edilebilmesi için:

III- TASARRUFUN İPTALİ DAVASININ TARAFLARI

İptal davası hem hacizde hem de iptalde açıldığı için davanın tarafları da buna göre değişmektedir.

Hacizdeki iptal davasında davacı, takip alacaklısıdır. Ancak davacı alacaklının mutlaka borç ödemeden aciz belgesi ibraz et­mesi gerekir. Bu iptal davası bakımından özel dava şartı teşkil eder. Davalı ise mutlaka borçlu ve onunla işlem yapan üçüncü kişidir. Bunlar davalı tarafta şekli mecburi dava arkadaşı durumundadır.

İflastaki iptal davasını iflas idaresi açar. Elbette ki iflas idaresinden aciz belgesi istenmez. Davalı ise sadece üçüncü kişidir. Bunun sebebi de son derece basittir. Çünkü müflis iflas etmekle tasarruf yetkisi kısıtlanmış dava takip yetkisi de iflas idaresine verilmiştir. İflas idaresi masanın kanuni temsilcisi konumundadır. Dolayısıyla iflas idaresi hem alacaklıların hem de müflisin haklarını korumakla mükelleftir. Yani iflas idaresi hem davacı hem davalı olamayacağı için, iflasta iptal davası yalnızca 3. Kişiye karşı açılır.

IV- TASARRUFUN İPTAL DAVASINDA YARGILAMA USULÜ

İptal davası her şeyden önce bir davadır. Dava olması sebebiyle de zaten bu dava genel mahkemelerde açılır. Her türlü delil kullanılır. Verilen hüküm kesin hüküm teşkil etmeye elverişlidir. Daha önce anlatmış olduğumuz dava teorisi içinde söylenen şeyler burası içinde geçerlidir.

İptal davası, genel yetki kurallarına göre genel mahkemede açılır.(çünkü davadır) Yani, borçlu ile üçüncü kişi aynı yerde ikamet etmekte ise, dava, ikisinin müşterek yerleşim yerinde açılır. Bunların yerleşim yerleri farklı ise, dava bunlardan birinin yerleşim yerinde açılabilir.

Görevli mahkeme ise, kural olarak, genel mahkemeler, yani sulh veya asliye hukuk mahkemesidir. Ancak, iptal davası, hacizdeki istihkak davasına karşı, karşılık dava olarak açılırsa, hem icra mahkemesinde görülür, hem de davayı açan alacaklının aciz belgesi ibraz etmesi gerekmez.

İptal davası basit yargılama usulüne göre görülür.(basit yargılama olduğu için acele işlerden olup iflas halinde dahi iptal davası durmaz.[11])

Hakim bu davada her türlü delili serbestçe değerlendirir. (çünkü davadır). Burada üzerinde durulması gereken en önemli noktalardan birisi burasıdır. Çünkü burada senetle ispat kuralı uygulanmaz. Yapılan tasarrufun hileli olduğu, ivazsız olduğu, zarar verme kastı gibi durumların ispatı hukuki fiil olmaları sebebiyle tanık dahil her türlü delil ile ispatlanmaları mümkündür.

İptale tâbi tasarruf hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesi istenebilir. İptal davası, işlemin yapıldığı tarihten itibaren 5 yıllık hak düşürücü bir süreye tâbidir. Beş yıllık iptal davası açması süresi (m.284) ile, İİK m.278,II ve m.279,I'deki (sırasıyla iki, bir yıllık) süreler farklı (ayrı) nitelikte sürelerdir. (bu iki çeşit süreyi birbiri ile karıştırmamak g e r e k i r ) ;

Şöyle ki : İİK m.278,II ve m.279,I'deki (iki ve bir yıllık) süreler, tasarrufun iptale tâbi olma süreleridir. Yani, tasarruf m.278,II'deki iki yıl veya m.279,I'deki bir yıl içinde yapılmış ise, iptale tâbidir. Böyle bir (iptale tâbi) tasarrufun iptali için, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde iptal davası açılabilir (m.284). Buna karşılık, tasarrufun yapıldığı tarih, m.278,II'deki iki yıllık veya m.279,I'deki bir yıllık dönemlerden daha eski bir zamana rastlıyorsa,(m.284'deki beş yıllık dava açma süresi henüz geçmemiş olsa bile) iptal davası açılamaz. Çünkü, tasarruf, iki veya bir yıllık dönemlerden önce yapıldığı için, m.278 veya m.279 hükmüne göre iptale tâbi de ğ i l d i r.

Bunun gibi, m.280,I c.2'deki beş yıllık süre de, iptal davası açma süresi olmayıp, takip talebinde bulunma süresidir. Alacaklı, (m.280,I c.l'e göre) iptale tâbi olan tasarrufun yapıldığı (işlemin gerçekleştiği) tarihten itibaren, beş yıl içinde borçluya karşı icra veya iflâs takibi yapmış ise, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıl içinde iptal davası açabilir (m.284).

Alacaklı davayı kaybederse, hukuki işlemin iptale tâbi olmadığı tespit edilmiş olur. Alacaklı iptal davasını kazanırsa, mal üçüncü kişinin elinde satılır, alacaklı alacağını bu malın bedelinden alır.



[1] Davalının, borçlu ile hukuki işlemde bulunan kişi olmaması -dördüncü kişi olması- halinde, hakkında İİK.nun 278. maddesinin değil, İİK. 282. maddesi vasıtasıyla İİK.nun 280. maddesinin uygulanacağı, bu durumda "bu davalının kötüniyetli olduğu"nun davacı alacaklı tarafından kanıtlanması halinde lehine yapılan tasarrufun iptali gerekeceği– 15. HD. 5.7.2006 T. E:2786, K:4194

[2] Dikkat edilirse burada zamanaşımı demiyor hak düşürücü süre diyor; çünkü zamanaşımı resen incelenmez. Oysa hak düşürücü süre resen incelenir. İki süre arsındaki temel fark budur.

[3] İptal davasının, tasarrufun yapıldığı tarihten itibaren beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerektiği (ve davanın bu süre içinde açılıp açılmadığının mahkemece doğrudan doğruya araştırılacağı)–
17. HD. 19.7.2007 T. E.3044, K:2546 .

[4] Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağı ( butlanı ) konusu gerek uygulamada ve gerekse bilimsel görüşlerde oybirliği ile benimsenmiş bulunduğuna; bu nedenle hakimin muvazaayı istek olmaksızın re'sen gözönünde tutması gerektiğine; muvazaa sebebinin ortadan kalkması veya bir zamanın geçmesi ile görünüşteki işlemin geçerli hale gelmeyeceği kuşkusuz bulunduğuna; muvaazanın gerek def'an ve gerekse dava yoluyla herzaman ileri sürülebileceğine, bir başka ifade ile muvazaa iddialarında zamanaşımı sözkonusu olmadığına göre ( Kenan Tunçomağ - Türk Borçlar Hukuku - İclt: 1, Genel Hükümler, Sayfa: 300 vd., özellikle dipnotile ilgili metin ve bu dipnotta anılan eserler ), ( Becker - Borçlar Kanunu Şerhi - 87 ), (YHGK; E. 1981/1-497, K. 1983/719, T. 22.6.1983)

[5] Burada aciz halinden kasıt borçlunun pasifinin aktifinden fazla olmasıdır(Kuru, El kitabı, s. 1203).

[6] "Borçlu" ile "eşi" arasındaki tasarrufların -İİK. 278/III-1 uyarınca- iptale tabi olduğu” 17. HD. 1.7.2007 T. E.3422, K:252

[7] "Borçlu" ile "baldızı" arasındaki tasarrufların -İİK. 278/III-1 uyarınca- iptale tabi olduğu–15. HD. 26.1.2005 T. E:2004/4752, K:262

[8] Bir ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamının veya önemli bir kısmının -örneğin; borçlu şirketin tek malvarlığı olan taşınmazının ya da borçlu şirket adına kayıtlı iki kamyonun veya borçluya ait bir otobüsün- devir veya satışı halinde davalı satın alanların, borçlunun ızrar kastını bildiklerinin karine olarak kabul edileceği, alacaklı lehine olan bu karinenin aksinin borçlu tarafından kanıtlanması gerekeceği– 17. HD. 25.10.2007 T. E:3041, K:3211.

[9] Tasarrufa konu edilen araç, "kamyon" olup ticari işletme niteliğinde bulunduğundan, kıyasen uygulaması gereken İİK.nun 280/IV uyarınca "ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya bir kısmını devir veya satın alan kişinin borçlunun alacaklılarının ızrar kastını bildiği, borçlunun da bu hallerde ızrar kastıyla hareket ettiği" kabul olunacağından, davalı alıcının bu yasal karinenin aksini isbat edememesi ve ayrıca Borçlar Kanununun 179. maddesi uyarınca da işletmenin alacaklılarına karşı sorumlu olacağından, mahkemece tasarrufun iptaline karar verilmesi gerekeceği– 15. HD. 29.11.2001 T. E:5078, K:5528

[10]Borçlu ile üçüncü kişi arasındaki satışın "gerçek" bir satış ve ödenen satış bedelinin "gerçek" bir satış bedeli olduğunun -dosyadaki banka dekontundan ya da bankanın cevabi yazısından- anlaşılması halinde, açılmış olan tasarrufun iptali davasının reddi gerekeceği” 17. HD. 23.10.2007 T. E:3598, K:3170.

[11] Kuru, Baki: İcra Hukuku El Kitabı, s. 1215.


HAKAN ALBAYRAK

12-05.2011 Tarihli

S.Ü. HUKUK FAKÜLTESİ İCRA VE İFLAS HUKUKU PRATİK ÇALIŞMASI

I-Olay : Bakırköy’de demir ticaretiyle uğraşan B, işlerini büyütmek için Kadıköy’de oturan A’dan 50.000 TL. borç almış ve karşılığında bir bono vermiştir. B, vadesi gelmesine rağmen borcunu ödemeyince, A alacağını tahsil etmek için 15.09.2009 tarihinde kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatmıştır. A’nın başlattığı takip üzerine gönderilen ödeme emri 27.09.2009 tarihinde B’ye tebliğ edilmiştir.

Sorular:

1- B, kendisine gönderilen ödeme emrine karşı,

a) Takibe konulan bonoda bedel üzerinde tahrifat yapıldığı,

b) Bononun vadesinin tanzim tarihinden evvelki bir tarihi taşıdığı

gerekçesiyle karşı koymak istemektedir. B’nin söz konusu muhalefetlerini hangi hukuki yola başvurarak ileri sürebileceğini ve başvurusunun derdest takip üzerindeki etkisinin ne olacağını çeşitli ihtimalleri göz önüne alarak ayrı ayrı açıklayınız.

2- B, kendisine karşı kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlatıldıktan sonra menfi tespit davası açabilir mi? Açamazsa, neden? Açabilirse, bu davanın derdest takip üzerinde herhangi bir etkisi olur mu? Neden?

3- A’nın elinde adi senet bulunduğunu ve B’ye karşı genel haciz yoluyla takip başlattığını kabul edelim. B, kendisine gönderilen ödeme emrine karşı “imzaya itiraz ediyorum, kaldı ki bu itirazım kabul edilmese bile borç zamanaşımına uğramıştır” gerekçesiyle itiraz etmiştir. Bu itirazın derdest takibe herhangi bir etkisi var mıdır? Yoksa, neden? Varsa, A hangi hukukî çare veya çarelere başvurabilir? Açıklayınız.

4- A’nın talebi üzerine haciz tatbik ettirmek üzere borçlu B’nin yakın arkadaşı C’nin atölyesine gidildiğini ve B’nin işyerindeki ticarî malların önemli bir kısmının C’nin atölyesinde bulunduğunu kabul edelim. İcra müdürünün bu malları haczetmek istemesi üzerine, C söz konusu malların kendisine ait olduğunu iddia etmiştir. Bu durumda, icra müdürü ne şekilde hareket etmelidir? Bu durumda, kim, hangi sürede ne gibi işlemler yapmalıdır? Açıklayınız.

6- A’nın B’ye karşı 02.02.2009 tarihinde genel haciz yoluyla takip yaptığını, bu takipte B’nin işyerindeki kaynak makinesini 20.02.2009’da haczedildiğini ve akabinde 01.04.2009’da satılarak, satış bedeli olan 30.000 TL.’nin 08.07.2009’da icra veznesine girdiğini kabul edelim.

Bundan başka borçlu B’nin alacaklılarından D’nin, 15.000 TL.’lik alacağı için 01.09.2008’de genel haciz yolu ile takip yaptığını ve 10.03.2009’da haciz koydurduğunu,

B’nin diğer alacaklısı E’nin, 10.000 TL.’lik alacağı için 11.01.2009 tarihli adi senede dayanarak, 15.01.2009’da takip yaptığını ve 15.03.2009 tarihinde haciz tatbik ettirdiğini kabul edelim.

Alacaklılardan D, 08.08.2009 ve E ise, 20.03.2009 tarihinde hacze iştirak talebinde bulunmuştur. Bu alacaklıların hacze iştirak edip edemeyeceklerini, Kanunda öngörülen şartları dikkate alarak çeşitli ihtimallere göre ayrı ayrı açıklayınız.

7- a) A’nın borçlu B adına kayıtlı olan 200.000 TL. değerindeki bir arsa üzerine haciz koydurduğunu kabul edelim. Arsanın tapu kaydında G Bankası lehine 125.000 TL. muaccel ipotek, H Bankası lehine ise 60.000 TL. müeccel ipotek tesis edilmiştir. Borçluya ait taşınmazın satışını G Bankası’nın talep etmesi halinde, arsanın birinci ve ikinci arttırmada satılması için teklif etmesi gerekli asgari ihale bedeli ne kadardır? Açıklayınız.

b) B’nin arsası üzerine 10.10.2008 tarihinde haciz koyduran A’nın 09.09.2009 tarihinde arsanın satışını istediğini kabul edelim. Buna göre,

aa) A, ilk arttırma yapılmadan önce 12.10.2009 tarihinde satış talebini geri alırsa veya

bb) Mahcuz mal arttırmaya çıkarılmakla birlikte, gerek 12.12.2009 tarihli birinci arttırmada gerekse 22.12.2009 tarihli ikinci arttırmada satılamazsa A en geç hangi tarihe kadar yeniden satış talebinde bulunmak mecburiyetindedir? Yargıtay’ın uygulamasını da dikkate alarak ayrı ayrı açıklayınız.

8- Borçlu B aleyhine Kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile takip yapıldığını düşünürsek;

a-A’nın takip talebi üzerine gönderilen ödeme emrine karşı, B’nin “bononun vadesinin tanzim tarihinden evvelki bir tarihi taşıdığı” iddiasında bulunmuştur. Bu iddiasını nereye, kaç gün içinde yapması gerekir.

b- İflasın prosedürü içinde masaya dahil bulunan bir gayrimenkulün pazarlık suretiyle satışı yapılmıştır. Bu mümkün müdür? Açıklayınız?

c-Borçlu B iflas etmeden 8 ay önce evi üzerine (X) lehine ipotek tesis etmiştir. Burada hangi dava açılır. Bu davanın davacısı kimdir?

d-Alacaklılarda F kendisinin sıra cetvelinde gösterilmesi gerekirken hiç gösterilmediğini ileri sürmektedir. Bu durumda, A’nın başvurabileceği bir hukukî çare var mıdır? Açıklayınız.

e-İflas idaresi üçüncü kişi Z’nin ticarethanesinde bulunan demir işleme makinesinin Borçlu B’ye ait olduğunu iddia etmiştir. Z ise o makinelerin kendinse ait olduğunu söylemiştir. Bu durumda iflas idaresinin ne yapması gerekir?

f-iflas kararının ilanından önce borçlu B bir kısım alacaklılarına ödeme yapmıştır. Bu yapılan ödemelerin akıbeti ne olur?

g-Borçlu B’nin iflasına karar verilmesinden sonra konkordato teklif etmesi mümkün müdür? Mümkünse nasıl?

h-B’nin konkordato teklifinin kabul edildiğini, B’nin konkortado gereğince taahhüt ettiği ödemeyi alacaklılardan C’ye karşı yerine getirmediğini düşünelim. Bu durumda C ne yapabilir?

HAKAN ALBAYRAK

06-05-2011 TARİHLİ İFLAS HUKUKU PRATİK ÇALIŞMASI

OLAY: Konyalı Ali Duran, Ankaralı Ahmet Çetin’e 20. 000 TL borç vermiştir. Buna ilişkin aralarında bir bono düzenlemişlerdir. Söz konusu senet vadesinde ödenmediği gibi ayrıca Ahmet Çetin bu arada evini bir arkadaşına devretmiştir.

SORULAR:

1-Ali Duran’ın yapmış olduğu haciz yolu ile takip ederken, Ahmet’in bir başka alacaklısı, onun aleyhine iflas kararı aldırmıştır. Bu kararın Ali’nin takibine etkisine nedir. Ayrıca Ali’nin bu evin devrine karşı açmış olduğu davanın akıbeti ne olur?

2-Ahmet hakkında 06.05.2011 tarihinde iflas kararı verilmiştir. İflas kararının aşağıdaki durumlara etkisi nedir?

a-Ahmet’in iflasın açılmasından önce borçlusu Cenk’e karşı başlatmış olduğu 10. 000 TL tutarındaki genel haciz yolu ile takip.

b-İflas kararının 06.06.2011 tarihinde ilan edildiğini düşünürsek. Ahmet’in 18.03.2011 keşide 20.05.2011 vade tarihli kambiyo senedine dayanarak alacaklısı lehdar Hakkı’ya yapmış olduğu ödemenin akıbeti.

c-05.06.2011 tarihinde Ahmet’in bir borçlusunun Ahmet’e yapmış olduğu ödeme.

3- İflas idaresi yapmış olduğu sonucu bir sıra cetveli hazırlamış ve buna göre;

a-A’nın hiç alacağı olmadığı halde, onun kabulüne,

b-B’yi bulunması gereken sıradan daha sonraki bir sıraya kabulüne,

c-C’nin alacağının tamamen reddine

d-D’nin alacağının kısmen kabulü kısmen reddine

Bu kararlara karşı kimler, hangi süre içinde, nereye müracaat edecektir?

4-Aşağıda anlatılan olaydaki yanlışlıkları bulunuz. Ve doğrusunun ne olması gerektiğini belirtiniz.

“Avukat A, elindeki kambiyo senedine dayanarak, borçlu B aleyhine kambiyo senetlerine mahsus iflas yolu ile takip başlatmak istemektedir. Bunun için önce iflas dairesine giderek takip talebi açmış ve iflas talebini de içeren KSMİ yoluna ilişkin ödeme emri göndertmiştir. Borçlunun 10 gün içinde borcunu ödememiştir. Ancak 5 gün içinde borçlu icra mahkemesine giderek senedin kambiyo senedi vasfına haiz olmadığını buna rağmen kendisine kambiyo senetlerine ilişkin iflas ödeme emri gönderildiğinden bahisle şikayet yoluna gitmiştir. Ayrıca icra dairesinde de borcunu ödediğine ilişkin itiraz etmiştir. Avukat A, borçlu aleyhine iflas davası açmıştır. İflas davasına bakan mahkeme icra mahkemesinde görülen senedin kambiyo senedi vasfına haiz olup olmadığına ilişkin meseleyi bekletici mesele yapmıştır. Çünkü ancak bu senet kambiyo senedi ise takip geçerli olacak ve ancak o zaman buna ilişkin iflas davasına devam edilebilecektir gerekçesini ileri sürmüştür.

Bütün bunlar aşıldıktan sonra mahkeme 05.05.2011 tarihinde iflas kararı vermiştir. İflas kararının verilmesinden sonra dosya iflas dairesine gelmiştir. İflas dairesi iflas kararını ilan etmiştir. Daha sonrada adi tasfiyeye karar vermiş ve buna ilişkin kararı da ilan etmiştir. Bu ilandan itibaren I. Alacaklılar toplantısı ilandan itibaren10 gün içinde belirlenen yer ve saate toplanmıştır. İflas idaresine oradaki en yüksek alacak miktarına sahip alacaklı başkanlık etmiştir. Toplantı sırasında iflas idaresine için 6 aday belirlenmiş ve yapılan oylamada en yüksek oyu alan 3 aday icra mahkemesinin onayına sunulmuştur. Daha sonra seçilen bu adaylar iflas idaresi olarak yemine edip göreve başlamışlardır. Hemen 6 ay içinde yapmakla zorunlu oldukları en önemli görevleri olan sıra cetvelini hazırlamaya başlamışlardır. Bu sırada II. Alacaklılar toplantısı yapılmıştır. II. Alacaklılar toplantısında ayrıntıları ile hangi alacakları reddettiklerini hangi alacakları kabul ettiklerini tek tek izah etmişlerdir. Daha sonrada bu sıra cetvelini ilan etmişlerdir. Yapılan ilanda iflas alacaklısı C, alacağının reddedildiğinden bahisle iflas idaresi aleyhine ilanda itibaren 7 gün içinde şikayet yoluna gitmiştir. Sıra cetvelinin kesinleşmesinden sonra iflas idaresi masa mallarını satmaya başlamıştır. Ancak taşınmaz malları II. Alacaklılar toplantısında böyle bir karar alındığından bahisle açık artırma yolu ile satışa çıkarmıştır. iflas idaresi hazırlamış olduğu pay cetvelinin kesinleşmesinden sonra iflasın kapanması için iflasın açıldığı ticaret mahkemesine başvurmuştur. Ticaret mahkemesi de iflas kapatmıştır.”

HAKAN ALBAYRAK

06-05-2011 TARİHLİ İFLAS HUKUKU PRATİK ÇALIŞMASI CEVAPLARI

1-İflasın açılması ile derdest takipler durur; iflas kararının kesinleşmesi ile düşer. Müflis aleyhine takip yapan alacaklılar bundan böyle iflas alacaklısı konumundadırlar ve alacaklarını iflas masasına kaydettirmelidirler. Diğerinde ise alacaklının açabileceği davanın adı tasarrufun iptali davasıdır. İflasın açılması ile acele haller dışında derdest hukuk davaları ikinci alacaklılar toplantısından on gün sonraya kadar dururlar. Bu davalar hakkında kararı verecek olan ikinci alacaklılar toplantısıdır. İptal davası kanunen basit yargılamaya usulüne tabi tutulmuştur. Yargıtay basit yargılama usulüne tabi davaları acele davalardan sayma eğilimindedir. Dolayısıyla alacaklının iflasın açılmasından önce açtığı iptal davası durmayacaktır.

2-a-Duran takipler Ahmet aleyhine yapılan takiplerdir. Ahmet’in alacaklı olduğu takipler iflasın açılması ile durmazlar. Dolayısıyla kesinleşme ile düşmezler.

b-müflis borçlunun bir kambiyo senedine dayalı olarak bir ödeme yapabilmesi için bir takım şartlar gerekir. Bu şartlardan en önemlisi arada bir cirantanın olmasıdır. ancak olayımızda Hakkı lehdardır dolayısıyla hakkıya yapılan ödeme geçersizdir.

c-Ödemenin iyiniyetli olması halinde yapılan ödeme geçerlidir. Çünkü müflise yapılan ödeme ilandan önce yapılmıştır.

3-a-dava yolu ile itiraz-15 gün-ticaret mahkemesi-davacı itiraz eden alacaklı, davalı kabul edilen alacaklı

b-şikayet-ilandan itibaren 7 gün-icra mahkemesi

c-dava yolu ile sıra cetveline itiraz-ilandan itibaren15 gün-davacı; alacağı rededilen alacaklı, davalı ise iflas idaresi.(kayıt kabul davası)

d-dava-15 gün-davacı; alacağı kısmen kabul edilen kısmen redeidlen alacaklı, davalı; iflas idaresi

7 Ocak 2011 Cuma

İCRA İFLAS PRATİK ÇALIŞMASI-07.01.2011
İCRA VE İFLAS HUKUKU UYGULAMALARI

KONU: K.S.M.H.Takip
OLAY:
Memur Bilal, galeri sahibi olan Hakkı’dan 20.000 TL’si peşin ve kalan kısmı iki ay eşit taksitte ödenmek üzere bonoya bağlı toplam 30.000 TL’ye bir otomobil satın alır. Aralarındaki satım sözleşmesine göre Hakkı, son bononun ödeme tarihi olan 20.11.2007 tarihinden sonra trafik kaydını alıcı Bilal’in üzerine geçirecektir.
20. 10. 2007 tarihli ilk bononun vadesinde ödenmemesi üzerine Hakkı, Bilal hakkında icra takibi yapmayı düşünmektedir.

SORULAR:
SORU 1-Hakkı, Bilale ait bonoyu kaybettiğinden bahisle mahkemeden iptal kararı alarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapmıştır. Bu mümkün müdür? Neden?
C-1. Mümkün değildir, çünkü; Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takipte kambiyo senedinin aslının icra dairesine verilmesi zorunludur. Senet aslını vermeden sadece mahkemenin iptal kararına dayanarak kambiyo senetlerine mahsus takip yapılamaz

2-(1). Soruya vereceğiniz cevap çerçevesinde, icra müdürünün nasıl işlem yapması gerekir? Açıklayınız.

C-2. Bu durumda icra müdürünün ödeme emri göndermekten kaçınması gerekir. Buna rağmen ödeme emrinin gönderilmesi halinde bu bir şikayet nedenidir. Borçlunun 7 gün içinde şikayette bulunması gerekir. Bu durumda icra mahkemesi takip talebinin iptaline karar verir.

S.3-Hakkı, Bilal’e yaptığı takipte bononun aslını icra dairesine vermiş olsun. Bu takibe karşı süresi içinde Bilal;

S. a-Bononun altındaki imzanın kendisine ait olmadığını icra dairesine gelerek bildirmiş ve bu hususu tutanağa geçirmiş ise,

C-3. a. Borçlu, takibe konulan kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı iddiasında ise, bunu beş günlük itiraz süresi içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmek zorundadır. Aksi halde kambiyo senedindeki imza kendisine ait sayılır. İmzaya itiraz mutlaka dilekçe ile yapılmalıdır. Sözlü itiraz hatta bu icra tutanağa geçirilmiş olsa bile geçersizdir. Ayrıca olaydaki itiraz birde icra dairesine yapılmıştır. İmzaya ve borca itiraz kambiyo senetlerinde icra mahkemesine yapılmalıdır. Aksi halde geçersizdir.

S. b-Borcunun 500 TL sinin ödediğini bir dilekçe ile icra mahkemesine itiraz ederse,
Takibin hüküm ve sonuçları ne olacaktır? açıklayınız

C. b. Borçlu burada kısmi itiraz da bulunmuştur. Bu itiraz edilen kısmın geçerli olması nedeni ile geçerlidir. Ancak itiraz icra mahkemesine yapılmalıdır. İcra mahkemesi artık itiraz edilmeyen kısım konusunda geçicide olsa takibin durdurulmasına karar veremez. Ayrıca itiraz edilmeyen kısım ile ilgili satış dahil bütün icra işlemleri yapılabilmesi gerekir

4-Bilal’in 20.10.2007 tarihli bonoyu ödememesi üzerine Hakkı, aynı takipte 20.11.2007 tarihli bonoyu da icraya koymuş olsaydı;
S. a-Buna karşı, kim, nasıl bir imkan’a sahip olacaktır? Belirtiniz.

C-4. a. Kambiyo senetlerine mahsus takip yapılabilmesi için vadenin gelmesi gerekir. Vadenin gelip gelmediği icra müdürü tarafından kendiliğinden incelenmesi gereken hususlardır. Bu nedenle bu durum bir şikayet nedenidir. Borçlu 7 gün içinde icra mahkemesinde şikayette bulunmalıdır.

S. b-20.10.2007 tarihli bono üzerinde kayıtta , “bu bononun bedeli vadesinde ödenmediği takdirde, diğer 20.11.2007 tarihli bononun da muaccel olacağı” şeklinde bir kayıt olsaydı, yukarıdaki sorunun cevabında bir değişiklik olur muydu? Neden?

C. b. Bonolara konulan (yazılan) «muacceliyet koşulu»nun (senetlerden birisinin vadesinde ödenmemesi, halinde diğer «sonraki» vadeli senetlerin de muaccel olacağına» ilişkin kaydın), taraflar arasında ayrıca düzenlenmiş bir sözleşme olmadıkça, geçersiz sayılacağı— I- Alacaklı vekili tarafından üç adet bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus yolla icra takibine başlanılmış, borçluya örnek 10 nolu ödeme emri tebliğ edilmiştir. Borçlu yasal sürede icra hakimliğine yaptığı başvurusunda «senetlerin vadesi gelmeden icra takibi yapıldığını» ileri sürmüştür. Takip dayanağı bonolarda «vadesinde ödenmediği taktirde müteakip bonoların da muacceliyet kesbedeceği» yolunda kayıt bulunması, bu senetlerin kambiyo senedi olma özelliğini etkilemez. Bu gibi kayıtlar yazılmamış sayılır. «Muacceliyet koşulu» ayrıca bir sözleşmede belirlenmedikçe, anılan kayıt ilgililer yönünden hiçbir sonuç doğurmaz (Prof. Dr. Fırat Öztan, Kıymetli Evrak Hukuku, 2. Bası, s. 487 ve 1002). Alacaklı tarafça anılan nitelikte bir sözleşme ibraz edilmediğine göre, mahkemece «senetlerin henüz takip tarihinde vadeleri gelmemesi nedeniyle itirazın kabulü» gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. 12. HD. 27.6.2006 T. E: 11098, K: 14045.
Sonuç olarak; muacceliyet kaydı senedin senet olma vasfını etkilemez. Dolayısıyla bu vadeye ilişkin bir şikayet olarak süresi 7 gündür. Burada kastedilen durum borçlunun bu durumu şikayet yolu ile ileri sürmesi gerektiği bunun süresininde 7 gün olduğudur.

S.c-Bilal, Söz konusu senedin bir teminat senedi olduğu dolayısıyla takibe konu teşkil etmeyeceğini sizce nasıl ileri sürmelidir? Açıklayınız ayet reddedilir. Yani ayrı bir anlaşma şeklinde yapılan muacceliyet kaydı geçerlidir.

C.c. Bir kambiyo senedinin keşidecisi senet metni üzerine “teminat içindir” kaydını koymuş ise bu kayıt yazılmamış hükmündedir. Neyin teminatı olduğu kambiyo senedi üzerinde belirtilmiş ise, kambiyo senedi şarta bağlanmış demektir. Nitekim Yargıtay ında görüşleri bu doğrultudadır. Senedi şarta bağlama, senede kambiyo vasfını kaybettirir. Olayımıza dönersek senet üzerinde sadece bedeli teminat içindir kaydı var ise bu kayıt rehin cirosu hükmündedir. Dolayısıyla senet vasfını etkilemez. Bu durumda da yapılacak olan şey 5 gün içinde icra mahkemesine şikayet etmektir.
NOT: daha önce itiraz olarak yazmıştık. ancak düzelterek şikayet yaptık. çünkü kişi senetin senet olma vasfını kaybedip kaybettirmediğini ileri sürmektedir. ancak uygulamada senet vasfına ilişkin şikayet ile itiraz arasında bir fark yoktur. hatta icra mahkemesi talep edilmese dahi senetin senet olma vasfını kaybedip kaybetmediğini resen incelemek zorundadır.
“Dava konusu senette teminat kaydı varsa da neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden senedin mücerretlik vasfını ortadan kaldırmaz. Kambiyo senedi geçerli olup, senede karşı iddiaların HUMK.'nun 290. maddesi uyarınca yazılı delille ispatı gerekir.”19.HD. E. 2007/9954, K. 2008/3402.

5-Bilal hakkında takip kesinleşmiş ve Hakkı, Bilal’in aşağıdaki mallarının haczini talep etmiştir,
a-Maaşını,
C-5. a.Kanun, borçlunun haczedilen maaş veya ücretinin kesilmesi için, m. 89 dakinden daha basit bir usul öngörmüştür. Buradaki maaş ve ücretten maksat, devlet işlerinde veya özel işyerlerinde çalışan memur veya işçilerin ücretidir. Borçlunun böyle bir maaş veya ücreti haczedilince icra dairesi, borçlunun yanında çalıştığı işverene durumu bir yazı ile bildirir. Bu bildiride borçlunun ücretinin (genellikle dörtte bir olur) haczedildiği, borçlunun ücret miktarının en geç bir hafta içinde icra dairesine bildirilmesi ve borç bitinceye kadar icra dairesinin bildirisi gereğince haczedilen ücret miktarının borçlunun ücretinden kesilip, hemen icra dairesine gönderilmesi hususları işverene ihtar olunur.
b-Satın aldığı otomobilini,
b. KTK 27d maddesi ile trafik sicilinde kayıtlı olan tescilli araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterlerce yapılacağı, bunun üzerine satış ve devir işlemlerinin trafik siciline işleneceği ve noterlerce yapılmayan her çeşit satış ve devirlerin geçersiz olduğu hükme bağlanmış olduğundan araçların trafik sicilindeki kaydına mülkiyet belgesi değerini vermiştir. Bu nedenle icra müdürünün bir tescilli aracın haczine karar vermesi ve bu haciz kararının trafik siciline şerh verilmesi ile, araç geçerli olarak haczedilmiş olur. Bunun için aracın ayrıca fiilen haczedilmesine gerek yoktur. İİK m. 79/II gereğincede bu durum açıklanmıştır. Resmi sicile kayıtlı malların haczi, takibin yapıldığı icra dairesince, kaydına işletilmek sureti ile doğrudan da yapılabilir”.
c-Ü den olan alacağını
c. Ü’den olan alacağını m. 89 a göre haciz ihbarnamesi göndererek alması gerekir.
İCRA VE İFLAS HUKUKU UYGULAMALARI PRATİK KİTABI
ÇÖZÜMÜ VERİLMEYEN UYGULAMA ÖRNEKLERİ OLAY 1’İN CEVAPLARI
07.01.2011


SORU 8)Bilal’in takip sırasında yanan evinin sigortalı olması nedeniyle (E) sigorta şirketinin Bilal adına (F) bankasına yatırdığı 100.000 TL sigorta tazminatı üzerine haciz konulması mümkün müdür? Neden?
CEVAP 8) Burada sorulan soru meskeniyet iddiasının bu durumda da ileri sürülüp sürülemeyeceğidir. Çünkü borçlunun haline münasip evi haczedilemez. Ancak burada haciz konusu olan şey borçlunun evi değil, evininin yanması üzerine sigorta tarafından ödenen paradır. Kanun borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğini söylemektedir. Haline münasip bir ev alabileceği paranın haczedilemeyeceğini söylememektedir. Bu nedenle borçlunun bankadaki parası haczedilebilir. Fakat bu konuda doktrinde tartışmalıdır. Çünkü bu para haline münasip evi almak için yatan sigorta parasıdır. Dolayısıyla bu para üzerinde de meskeniyet iddiasında bulunulabileceği söylenmektedir. Hatta bu tartışmanın dışında borçlun meskeniyet iddiasına münasip bir evini satıp bankaya koyması halinde yeni bir ev alana kadar o para hakkında dahi meskeniyet iddiasında bulunulabileceği söylenmektedir.
SORU 9)Trafik sicilinde (G) adına kayıtlı olduğu halde Bilal tarafından kullanılan otomobil üzerine Hakkı’nın talebiyle haciz konulmuş ve (G) buna süresi içinde itiraz etmiş olsaydı, dava açma külfeti ve bu davada ispat yükü kime düşecekti? Neden?
CEVAP 9) Trafik sicilinde kayıtlı olan araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterlerce yapılacağı, bunun üzerine satış ve devir işlemlerinin trafik siciline işleneceği ve noterlerce yapılmayan her çeşit satış ve devirlerin geçersiz olduğu hükme bağlanmış olduğundan araçların trafik sicilindeki kaydına mülkiyet belgesi değeri vermiştir. Bu nedenle icra müdürünün bir tescilli aracın haczine karar vermesi ve bu haciz kararının trafik siciline şerh verilmesi ile araç geçerli olarak haczedilmiş olur. Bunun aracın fiilen haczedilmesine gerek yoktur. Dolayısıyla mülkiyet karinesi olayımızda G lehinedir. Yani istihkak iddiası İİK. M. 99 a göre çözülmesi gerekecektir. Bu durumda araç üçüncü şahsın elinde haczedilmiş gibi kabul edilecek ve dava açma külfeti alacaklıda olacaktır.
İİK. 97’ göre haczin usulü;
Haczedilecek mal borçlunun elinde iken haczedilir. İstihkak iddiası üzerine icra müdürü taraflara bu iddia hakkında ne dediklerini söylemeleri için 3 gün süre verir. Bu 3 gün içinde itiraz olursa icra müdürü dosyayı icra mahkemesine gönderir. İcra mahkemesinin o mal hakkındaki takibin durmasına veya devamına ilişkin vereceği karardan sonra 7 günlük dava açma süresi başlar.
İİK. 99’ a göre haczin usulü
Mal 3. kişinin elinde haczedilir. Malın üçüncü kişinin elinde haczedilmesi nedeniyle mülkiyet karinesi 3. kişinin lehinedir. Bu nedenle dava açma külfeti yalnızca alacaklıdadır . Borçlunun burada dava açma hakkı yoktur. Malın haczi üzerine icra müdürü alacaklı ve borçluya 7 günlük dava açma mühleti verir.(Kuru, icra, s.295).
SORU 10) Otomobil üzerindeki haczin kesinleşmesi üzerine ihalede icra müdürü otomobili eşi(H) adına satın almıştır. Bu ihalede yolsuzluk olduğunu düşünen Bilal hangi süre içinde hangi yola başvurabilir? Neden? Nasıl?
Cevap 10)İİK m. 11’e göre icra müdür ve yardımcıları kendileri veya başkaları hesabına akit yapamazlar. Yaparlar ise hükümsüzdür. Yani butlanla maluldür. Bu durumda şikayet yoluna gidilmesi gerekir. Yapılan işlem kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi nedeni ile süresiz şikayet söz konusudur.

SİZDEN GELEN SORULAR

1) Alacaklı 6 ay içinde itirazın kaldırılması yoluna gitmez ise durum ne olacaktır? Alacaklı yeniden takip yapabilir mi yoksa 1 yıllık itirazın iptali davası açma süresini beklemek zorunda mıdır?
Alacaklı 6 ay içinde itirazın kaldırılması yoluna gitmemesi sebebiyle takip düşmez. Çünkü alacaklının 1yıl içinde itirazın iptalini dava etme imkânı bulunmaktadır. Bu bir yıllık süre geçtiği takdirde takip düşer. İİK m. 68/I deki altı ay içinde itirazın kaldırılmasını istememiş olan alacaklı, bir daha aynı alacaktan dolayı ilamsız icra yolu ile takip yapamaz. Alacaklı yeni bir ilamsız takip yaparsa, icra müdürünün takip talebini kabul etmemesi gerekir. Kabul ederek yeni bir ödeme emri gönderir ise borçlunun şikayet yoluna başvurması gerekebilir. Burada m. 68 kamu düzene ilişkindir denilmektedir. Bundan amaç alacaklının yeni bir takip yaparak yeniden itirazın kaldırılması hakkını kazanmasının önüne geçmektir denilebilir.(Kuru, İcra ve iflas kitabı, s. 172; Pekcanıtez/Atalay/Özkan/Özekes, İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 2008, s. 180).
2) Elinde herhangi bir belge olmayan alacaklı daha sonra itirazın kaldırılması aşamasında bir belge çıkarabilir mi?
Kuru burada elinde bir belge olupta takip talebine eklemeyen alacaklının daha sonra itirazın kaldırılması aşamasında bu belgeye dayanamayacağı söylenmektedir. Ancak doktrinde alacaklının itirazın kaldırılması esnasında takip talebine eklemediği belgeye dayanabileceği söylenmektedir. Çünkü aksi takdirde alacaklı itirazın iptali davası açmak durumunda kalacak buda usul ekonomisine aykırı olacaktır denilmektedir.
3)Temlik edilmiş bir alacak da, yeni alacaklı bir takip yapmış bunun üzerine borçlu itiraz ederek takibi durdurmuştur. Yeni Alacaklı elindeki bu temliknameye dayanarak itirazı kaldırabilir mi?
Senet alacaklısı alacağını bir başkasına temlik etmiş ise temlik alanın alacaklı sıfatı temliknameden anlaşılacağından, temlik alan alacaklının, takip talebine belge olarak hem senedi hem de temliknameyi veya bunların örneklerini eklemesi gerekir. Yani temlik alan alacaklı, icra mahkemesinde alacaklı olduğunu senet ve temlikname ile ispat edebilir. Bu söylenenler, temlik alan alacaklının senet borçlusuna karşı takip yapması hali içindir.
Ancak temlik alan temlik verene bir rücu ilişkisi nedeniyle takip yaparsa bu senet aralarında elbette ki kayıtsız şartsız para borcunu içeren bir belge olmaz. Çünkü asıl borç ilişkisinin tarafı bunlar değildir.
4)İtirazın iptali davasında icra dairesine yapılan itiraz incelenebilir mi yoksa bu yetki münhasıran icra mahkemesinin yetkisi dahilinde midir?
İtirazın iptali davasının bir şartı da geçerli bir takip talebi olmasının gerekmesidir. Yetkisiz yerde yapılan takip geçerli olmayacağı için buna karşı yapılan itirazında iptal davasına bakan mahkeme tarafından incelenebilmesi gerekir. aksi halde geçerli olmayan bir takip talebi için itirazın iptali davası sürüyor olacaktır. Yargıtayın da genel görüşü bu doğrultudadır. (Kuru, icra kitabı, s. 116).
5)Yetkisiz icra dairesinde yapılan takibe yapılan yetki itirazından sonra icra mahkemesinde bu itirazın kaldırılması talebi reddedildikten sonra alacaklının ne yapması gerekir?
Burada icra mahkemesi borçlunun yetki itirazını haklı bulmuştur. Bu halde icra mahkemesi varsa borçlunun esasa ilişkin itirazları hakkında bir inceleme yapamaz. Bu durumda alacaklı temyiz süresinin sona erdiği veya Yargıtay’ın onama kararının tebliğ edildiği tarihten başlayarak on gün içinde yetkisiz icra dairesine başvurarak dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini ve gönderme giderini de peşin ödemesi gerekir. (HUMK 193, III). Bunun üzerine yetkisiz icra dairesi dosyayı yetkili icra dairesine gönderir. Yetkili icra daireside yeni bir ödeme emri gönderir. Bu durumda eski takibin devamı sayılır. Yeniden harç alınmaz ve zamanaşımı yetkisiz icra dairesinde yapılan talep ile kesilmiş olarak kabul edilir. (Kuru, icra kitabı, s. 118).
6) Borç ödemeden kesin aciz belgesi ile geçici aciz belgesi arasındaki fark nedir? Geçici aciz belgesi m. 68 anlamındaki belgelerden sayılabilir mi?
Geçici aciz vesikasının tek hükmü sadece alacaklıya iptal davası açma hakkını vermesidir. Bunun dışında İİK 68 anlamında borç ikrarını içeren senet niteliğinde değildir. Yani borç ödemeden aciz vesikasının diğer hiçbir sonucunu doğurmaz. (Öztek, Selçuk: Borç Ödemeden Aciz Vesikası, İstanbul 1994, s.30; Kuru, İcra, s. 353).

31 Aralık 2010 Cuma

PRATİK I -31-12-2010

İCRA VE İFLAS HUKUKU UYGULAMALARI PRATİK KİTABI
ÇÖZÜMÜ VERİLMEYEN UYGULAMA ÖRNEKLERİ
OLAY 1’İN CEVAPLARI-31.12.2010
KISIM 1
1) İlamlı icra yoluna gidebilmek için alacaklının elinde ilam veya ilam niteliğindeki belgelerden birisinin bulunması gerekir. Ancak bu ilamın eda hükmünü içeren bir ilam olması gerekir. Hakkı’nın elindeki ilam bir tespit davası neticesinde verilmiş olan bir ilamdır. Dolayısıyla eda hükmünü içermez. Tespit davası sonucunda verilen ilam ile ilamlı icra yoluna gidilemez. Sadece tespit davasının yargılama giderlerine ilişkin kısmı konusunda ilamlı icra yoluna gidilebilir.(Burada eda davasının açılabileceği yerde tespit davasının açılamayacağını da bir not olarak düşmek gerekir. Fakat burada açılabiliyormuş gibi cevap verilebilir)
2) Genel haciz yolu ile takipte itiraz üzerine takip durur. Duran takibe alacaklının devam edebilmesi esi için iki imkan vardır. Bunlar itirazın iptali davası veya itirazın kaldırılması yoludur. İtirazın iptali davası niteliği olarak alacak davasıdır ve genel mahkemelerde itirazın tebliği tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılması gerekir.
Soruda cebri icra prosedürü içinde ki yolu sormaktadır. Bu yol itirazın kaldırılması yoludur. Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesinde itirazın kaldırılması yoluna başvurması gerekir. Alacaklı burada itirazını haklı kılacak nedenlerin ispatı için m. 68 de belirtilen belgelerden biri ile alacağını ispat ederek itirazın kaldırılmasını sağlayabilir. İlam itirazın kaldırılması için belge niteliğinde olabilir.
3) Medeni usul hukukundaki dava ehliyetinde olduğu gibi, icra takibinin taraflarının da takip ehliyetine sahip olması gerekir. Takip ehliyeti maddi hukuktaki fiil ehliyetinin icra iflas hukukunda büründüğü şekildir. Takip ehliyeti;
I. Tam takip ehliyetine sahip olanlar;
a)mümeyyiz+reşit+mahcur(kısıtlı)olmayacak
b)Kanuna ve tüzüklere göre gerekli organlara sahip olmaları ile tüzel kişiler.
II. Sınırlı takip ehliyetine sahip olanlar(Sınırlı Ehliyetsiz)
a)mümeyyiz küçükler
b)mümeyyiz kısıtlılar
Sınırlı ehliyetsizlerin kural olarak dava ve takip ehliyeti yoktur. Onlar adına mahkemelerde usul işlemleri kanuni temsilcileri olan veli, vasi ve kayyım tarafından yapılır. Ancak şu işlemler bakımından bizzat sınırlı ehliyetsizin kendisinin de dava ehliyeti vardır.
- Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar varsa, evlenme, boşanma ve nişanlamadan kaynaklanan davalar
- Kendi başına bir Meslek ve sanat icra ediyorsa ondan kaynaklanan davalar,
- Ana-babasının tasarrufunu kendisine bıraktığı serbest mallardan kaynaklanan davalar.
III. Takip ehliyeti olmayanlar Mümeyyiz olmayanlar
Bu genel bilgilerden sonra olayımıza dönersek, olayımızda Hakkı 17 yaşındadır. Bu nedenle takip ehliyeti yoktur. Dolayısıyla takip ehliyeti olmaması nedeni ile icra müdürü hakkının takip talebini kabul etmemesi gerekir. Eğer etmiş ise bu bir şikayet nedenidir. Takip ehliyetinin olmaması kamu düzenini ilgilendiren bir şikayet sebebi olması nedeni ile süresizdir. Ancak dikkat edilirse Hakkının ev eşyaları ailesinin kendisine serbestçe tasarruf edebilmesi bırakmış olduğu mallardır. Bu nedenle sınırlı takip ehliyetine tanınan istisnanın kapsamındadır. Yani Hakkı bu mallar üzerinde tam ehliyetli gibi işlemler yapabilecektir. Dolayısıyla olayımızda Bilal şikâyet yoluna başvursa bile bu şikayet söylediğimiz nedenle reddedilmesi gerekir.
4) İcra takibi devam ederken alacaklı alacağını bir başkasına temlik ederse alacağı devralan yeni alacaklı icra takibine kaldığı yerden devam eder. Yani takip kesinleşmiş ise haciz talep edebilir, haciz yapılmış ise satış isteyebilir.
Takip sırasında borcun nakli sözleşmesi ile borçlu değişirse(borcun nakli sözleşmesi için alacaklının zaten rızası gereklidir BKm.174), eski borçlu borcundan kurtulur. Dolayısıyla takibe eski borçluya karşı devam edilemez. Bu durumda Kuru’ya göre yeni borçlu eski borçlunun yerini aldığından alacaklının icra takibine yeni borçluya karşı devam edebilmesi gerekir.(Kuru, İcra, s. 106). Alacaklıya yeni takip yapma külfeti yüklenmemelidir
Ancak Pekcanıtez’e göre bu durumda, alacaklının yeni borçluya karşı yeniden takip yapması gerekir. Mevcut takibi kaldığı yerden yeni borçluya karşı devam ettirememesi gerekir.
Bunun dışında alacaklı iradi olarak takipte taraf değiştiremez. Yani takip başladıktan sonra takibe kaldığı yerden bir başka borçluya karşı sürdüremez veya yeni bir borçluyu takibe dâhil edemez. Yeniden takip yapması gerekir.
5) Borçlunun bu durumda icra takibinin iptalini m. 71’e göre icra mahkemesinden talep etmesi gerekir. Bilal’in bu yola başvurabilmesi için elinde borçlu olmadığına ilişkin noter onaylı bir belge veya imzası ikrar edilmiş bir belge olması gerekir. Ancak adi belge altındaki imzanın inkarı halinde icra mahkemesi imza incelemesi yapamayacaktır. Bunun sebebi icra hukukunda itiraz ve itirazın kaldırılması dışında yeni bir itiraz yolu ihdas etmek istenmeyişi olabilir.
6) Burada sorulan soru Bilal’in istirdat davası açıp açamayacağı sorusudur. İstirdat davası cebri icra tehdidi altında ödenen paranın iadesi için açılan davadır. Ancak olayımızda borçlu ödeme emrine itiraz süresi içinde borçlu olmadığı bir parayı ödemiştir. Oysa itiraz ile takibi durdurma imkanı vardır. Yani bir cebri icra tehdidi altında değildir. Bu durumda borçlunun sebepsiz iktisap davası açması düşünülebilir(Kuru, Menf tespit davası ve istirdat davası, Ankara 2003, s. 241).
İstirdat davası sebepsiz zenginleşme davasından daha avantajlıdır. Çünkü sebepsiz zenginleşme davasında davacı verilen şeyin hataen verildiğini ispatlamak zorundadır. Ayrıca iade yükümü bakımından da sebepsiz iktisap davası dezavantajlıdır.
Aynı şekilde ihtiyati haciz tehdidi ile borçlu olmadığı parayı ödeyen kimsede istirdat davası açamaz. Çünkü borçluya karşı yapılmış bir icra takibi bulunmamaktadır. Borçlunun elinde teminat yolu ile ihtiyaten haczedilen malların kendi elinde bırakılmasını veya ihtiyati haczin kaldırılmasını yahut menfi tespit davası açarak teminat yolu ile takibin durdurulmasını sağlama olanaklarına sahiptir.

7) Hacze iştirak sorulmaktadır. Hacze iştirak ‘in şartları şunlardır;
-İkinci alacaklının haciz isteme yetkisini gelmiş olması gerekir.
-Öncelik şartı; İkinci alacaklının alacağının birinci alacaklının alacağından aşağıdaki tarihlerden önce doğmuş olması kuralıdır. Bu kuralının getirilme amacı kötüniyetli bazı davranışların önüne geçmektir. Düşünün ki evinize haciz geliyor bu durumda kötüniyetli olarak bir arkadaşınıza borçlanır onun takibine itiraz etmeyerek haczi kesinleştirirsiniz ve ilk yapılan hacze iştirak etmesini sağlarsınız. Bu şekilde İlk haciz sahibi alacaklının bundan zarar görmesine neden olursunuz. Tabiî ki bu şart tek başına yeterli olmayacaktır. Bu durumun yani öncelik şartının tarafların aralarında düzenleseler bile resmi bir “TARİH DAMGASININ” bulunduğu belge gerekir.
a. ilamsız takip ise ilk alacaklının takip talebinden önce
b. ilamlı takip ise ilk alacaklının o ilamı aldığı davanın açılmasından önce alacağın doğmuş olması gerekir. Bunun sebebi yani “dava tarihinden önce şartının” konulmasının sebebi basittir. Düşünün ki size bir dava açıldı ve siz bu davayı kaybedeceğinizi düşünmektesiniz. Bu durumda siz bir arkadaşınıza dava açtırarak(ilk davadan hemen sonra) ve o davadan önce arkadaşınızın açtığı davayı ilk celsede kabul ederek ikinci davanın ilk davadan önce sonuçlanmasını sağlayabilirsiniz. Böylece size o ilk davaya ilişkin bir ilamlı icra yapıldığında, ikinci alacaklı ikinci davanın daha önce sonuçlandığından bahisle hacze iştirak ederek haksız durumlara yol açabilecektir. Bu nedenle ikinci alacak( illa dava olması da gerekmez) birinci alacağın dayandığı ilamın alındığı dava tarihinden önce doğması gereklidir.
Belge şartı; kanunda bu belgelerin ne olduğu sayılmıştır. Ama dikkat ederseniz bu belgelerin ortak özelliği şudur ki, bu belgelerde bir resmi organ tarafından bir tarih damgası bulunmaktadır. Yani alacaklı ile borçlunun senet üzerinde ki tarihi serbestçe belirleyemediği durumların olması gerekir.

Olayımızda takip konusu alacağa ilişkin davasından önceki tarihli bir borç ödemeden aciz belgesine dayanan ve kesin haciz isteme yetkisinin gelmesi nedeniyle hacze iştirak mümkün gibi gözükmektedir.
Ancak olayımızda bir para haczinin söz konusu olduğuna dikkat etmemiz gerekir. Çünkü hacze iştirak en geç satım sonucu elde edilen paranın icra veznesine girinceye kadar yapılması gerekir. Oysa para hacizlerinde haczedilen paranın tahsil edildiği gün ve saatte kasaya konması gerekmektedir. Bu nedenle para hacizlerinde iştirak hakkı ortadan kalkmış olacaktır(Akcan, Recep: Hacze İştirak, Ankara 2005, s. 87; Deren-Yıldırım, yüksek lisans tezi, s. 30, Sabri Şakir Ansay, İcra hukuku, s. 123). Bu konuda öğretide, haczedilen paranın haczedildiği yerden alınarak vezneye konulmasına kadar hacze iştirakin mümkün olabileceği de kabul edilmektedir.(Yılmaz, Ejder: Hacze Takipli Katılma, AÜHFD 1973/1-4, s.271-316).
Bu doğrultuda olayımızda bir para haczi söz konusudur. o nedenle haczedilen bu paranın icra veznesine girinceye kadar(ki bu süre çok kısa bir süredir, nerdeyse icra müdürünün taksiyle icra dairesine geri gelmesi kadar geçen bir süredir denilebilir) hacze iştirak mümkün ancak vezneye girmesinden sonra hacze iştirak mümkün değildir.